Ortoreksiya Nervoza Nedir?

Amerika başta olmak üzere, dünyanın pek çok yerinde obezitenin kontrolsüz bir şekilde yaygınlaşması, uzmanları sağlıklı beslenme farkındalığına dikkat çekmeye, bireyleri bu konuda uyarmaya yöneltmiştir. Uzmanların obeziteyi engellemek ve en aza indirmek için ciddi anlamda sağlıklı beslenmeye vurgu yaptıkları görülmektedir. Ancak, diyet ve sağlık alanındaki herhangi bir bilimsel oluşum tarafından kontrol edilmeyen, yalnızca sosyal medya, kitap, dergi ve elektronik formatlar aracılığıyla sağlıklı yaşam üzerinden yapılan propagandadaki keskin artış, insanların sürekli olarak tavsiye ve uyarılarla bombalandığına işaret etmektedir. İnsanlar her gün pek çok televizyon kanalında, sosyal medya platformunda, gazete ve dergilerde “sağlıklı / fit tarifler” başlıklı yayınlara maruz kalmakta ve sağlıklı beslenme konusu güncel tutulmaktadır. Medya aracılığıyla dikkat çekilen sağlıklı beslenmeye yönelik ifadeler, bilginin kaynağı, bilimselliği ve doğruluğu sorgulanmaksızın gerçek ve doğru kabul edilmektedir. Ne yazık ki, yapılan paylaşımlar arasında da ciddi farklılıklar gözlenmekte ve çoğu insan kime, neye inanacağı konusunda çelişkiye düşmektedir. Nitekim kahvaltı sofrasına oturan bir kişi bu bilgiler doğrultusunda yumurta, ekmek, tereyağı tüketmenin sağlıklı mı sağlıksız mı olduğuna karar verememektedir. Bireyler tüketecekleri sütün pastörize mi, inek sütü mü olması gerektiğine kafa yormaktadır. Zihinler her iki ucu da savunan “uzmanlar” tarafından bilgilendirilmiştir(!).

Sağlıklı beslenme vurgusu sonucunda bazı kişilerde aşırı, mükemmel ve obsesif bir sağlıklı beslenme tutumunun ortaya çıkması da sıklıkla karşılaşılan, kaçınılmaz bir durumdur. Henüz klinik anlamda bir yeme bozukluğu olarak DSM-5 (Ruhsal Bozuklukların Sayımsal ve Tanımsal El Kitabı)’ de ya da ICD-10’da yer almamasına karşın, “Ortoreksiya Nervoza” oldukça ilgi çeken bir konudur.

Yunancada “orthos” doğru, geçerli, yanlışsız anlamına gelmektedir. “Orthos” ve iştah anlamına gelen “orexia” sözcüklerinin birleşimiyle oluşturulmuş olan ve ilk olarak Stevan Breatman tarafından (1997) kullanılan “Ortorexia Nervosa” terimi, doğru yeme saplantısı, sağlıklı beslenme takıntısı olarak ifade edilmiştir (Mathieu, 2005). Bu tanımı yapan Steven Breatman, yirmi yıl aradan sonra ortoreksiya nervoza tanımını ikiye düzeye ayırmıştır. Birinci düzey, sağlıklı beslenmeyi tercih etme olarak sağlıklı bir tutumu; ikinci düzey ise, bu tercih arayışının bir saplantı haline geldiği bozukluğu ifade etmektedir. Breatman, 2017 yılında yayımlanan çalışmasında, yalnızca ikinci düzeyde bir tutumun patoloji olduğunu ifade etmiş, birinci düzeyin normal olduğunu söylemiştir. Ayrıca, birinci düzeyde bir patoloji olmaksızın tanımın bütünsel olarak patolojik anlamlandırılmasına katkıda bulunduğunu itiraf ettiği bu yanlış tanımlamayı 20 yıl aradan sonra düzeltmiştir (Breatman, 2017).

Dolayısıyla, sağlıklı gıdalar tüketme isteği kendi başına bir bozukluk değildir fakat bu gıdalara yönelik saplantı, tercihler arasında esneklik ve dengenin kaybolması, sağlıklı beslenme takıntısı sebebiyle sosyal ortamdan geri çekilme, günün büyük bir bölümünü bu gıdaları düşünerek geçirme (gıdanın alınması, gıdanın hazırlanması ve tüketilmesi) ortoreksik tutumların belirtileridir. Dolayısıyla ortoreksiya, bireylerde sağlıklı beslenmeye yönelik obsesyonel, takıntılı bir tutum olarak da ifade edilebilir (Donini, Marsili, Graziani, Imbriale ve Cannella, 2005).

Aslında ortoreksik tutumlar sergileyen kişiler en üst düzeyde sağlıklı olma motivasyonuyla hareket etmelerine rağmen, ortoreksiya düşük yaşam kalitesine, beslenme yetersizliklerine ve tıbbi komplikasyonlara yol açabilmektedir (Koven ve Abry, 2015).

Bireylerin çok fazla zamanını alan bu diyet biçimi genel olarak dört aşamada gerçekleşmektedir;

Birinci aşamada, kişi zamanını, aynı gün ya da ertesi gün ne yiyeceğini düşünmeye ayırır.

Her bir gıdanın tam ve detaylı bir şekilde içerik ve malzemelerinin edinilmesi ikinci aşamadır.

Üçüncü aşamada ise bireyler zamanlarını sağlıklarını tehdit etmeyeceklerine inandıkları teknikleri kullanarak, gıdaları hazırlamak üzere mutfakta geçirmektedirler.

Son aşama, önceki üç aşamanın uygun bir şekilde uygulanıp uygulanmadığına dair memnuniyet ya da suçluluk aşamasıdır.

Eğer ortoreksik bireyler bu aşamalara ulaşamazlar veya ritüellere uyamazlarsa kendileri suçlu ve endişeli hissederler (Brytek-Matera, 2012).

	Morezo ve arkadaşları yaptıkları çalışmalar sonrasında ortoreksiya nervoza için aşağıdaki tanı kriterlerini önermişlerdir;
Yemeklerin kalitesi/ niteliği ve bileşimine odaklanmış kaygıların var olması (Aşağıdakilerden iki veya daha fazlasının varlığı); 
1. Gıdanın “saflığı” ile ilgili inançlar sebebiyle dengesiz beslenmek.
2. “Sağlıksız” veya “saf olmayan yiyecekler” olarak nitelendirdikleri gıdaları yememek.
3. Yağ, koruyucu madde, katkı maddeleri, hayvansal ürünler ve sağlıksız olarak nitelendirilen maddeleri içeren gıdalarla ilgili düşünmek ve bunlardan katı bir biçimde kaçınmak.
4. Beslenme ve gıda uzmanı olmadığı halde, belirli türdeki yiyeceklerin içeriğini okumak, bilgi edinmek, ürünü temin etmek ve hazırlamak için aşırı zaman ( 3 saat veya 3 saatten fazla) harcamak. 
5. “Sağlıksız” veya “saf olmayan” yiyecekler olarak nitelendirdiği gıdaları tükettikten sonra suçlu hissetmek ve endişelenmek.
6. Başkalarının gıdalara yönelik daha esnek ya da gerçekçi inançlarına karşı hoşgörüsüz olmak.
7. Gıda kalitesi amacıyla bütçesiyle uyumsuz ve aşırı miktarda para harcamak.

Ayrıca, beslenme dengesizlikleri sebebiyle fiziksel sağlıkta bozulma, gıda ile ilgili düşünceler nedeniyle akademik, sosyal ve mesleki işlevlerde bozulma olması da ortoreksiyanın belirtilerindendir. Ancak unutulmamalıdır ki, ortoreksik bireyler bu davranışları herhangi bir dini inançtan ya da gıda alerjisi gibi bir sağlık sorunundan endişelendikleri için yapmazlar.

Bireyler yiyecekleri kötü veya yanlış olarak etiketlediklerinden bunları yemeyi reddederler. Bu durum ise diğer obsesyonlarda olduğu gibi bireyin yalnızca gıdalara odaklanarak sosyal işlevlerini de bozacak bir problem haline gelebilmektedir. Örneğin bu kişiler, kendi diyet ihtiyacını anlamayan ve paylaşmayan kişilerle birlikte yemeyi de reddederler. Bu durum ise onların kendilerini sosyal olarak izole etmeleriyle sonuçlanabilmektedir. Öyle ki, sadece yalnız oldukları ve çevrelerini kontrol altında tuttukları sürece sağlıklı beslenmeye devam edebileceklerine inanırlar. İlgi çekici bir başka nokta ise, bu kişiler tüketmek istemedikleri gıdalara yönelik alışkanlıkları olan bireylerden kendilerini daha üstün görebilirler. Giderek zorlaşan bu durum sonucunda, kişiler açlıklarına ve ihtiyaçlarına yönelik duyumlarını da kaybedebilir, böylece normal beslendiklerinde bile pişmanlık duyabilirler (Mathieu, 2005; Valente, Syurina ve Donini, 2019). Unutulmamalıdır ki, bu bireylerin temel motivasyonu kilo kaybetmek değil “mükemmel saflığı hissetmek” tir.

Ortoreksiyanın tetikleyici unsurları incelendiğinde, sosyal medyanın bu bağlamda etkili olduğu düşünülmektedir. Dünya genelinde bireylerin % 45’i sosyal medyayı aktif olarak kullanmaktadır. Türkiye’de en çok kullanılan ikinci sosyal medya platformu olan Instagram, bireylerin özellikle sağlıklı yaşam stilleri ve sağlıklı gıda görsellerine yönelik paylaşım yaptıkları bir alan halini almıştır. Öyle ki paylaşımlara eklenebilen hashtag (etiket) sıralamasında “#yemek” (#food) ilk 25 etiket arasındadır. Bu doğrultuda yeme tutumları ve sosyal medya kullanımı arasındaki ilişkiyi incelemek üzere yapılan çalışmalar, diğer sosyal medya platformlarının aksine Instagram kullanımı ile ortorektik eğilimler arasında pozitif yönlü, güçlü bir ilişki olduğunu göstermiştir. Instagram kullanımı arttıkça ortorektik semptomların da arttığı bilinmektedir. Nitekim sağlıklı yiyecek görsellerine sıklıkla maruz kalmak, yeme bozukluklarının gelişmesi ve ilerlemesinde büyük bir rol oynamaktadır (Turner ve Lefevre, 2017).

Herhangi bir sporla ilgilenen veya aktif olarak spor yapan, vegan/ vejeteryan gibi özel beslenme stillerine sahip olan kişilerin ve özellikle sağlık çalışanları, diyetisyenlerin daha sıklıkla ortorektik davranışlarda bulundukları da bilinmektedir. Yüksek ortoreksiya seviyesine sahip bireyler sağlıklı beslenme davranışlarıyla diğer kişilerin saygılarını kazanma eğiliminde olurlar ve genellikle olumsuz duygularını düzenlemek için sağlıklı beslenme davranışını kullanırlar. (Kiss‑Leizer, Tóth‑Király ve Rigó, 2019).

Ek olarak, diğer yeme bozukluklarında da sıklıkla ilişkili olduğu görülen mükemmelliyetçi kişilik yapılanması, “Ya hep ya hiç” / “siyah-beyaz” düşünme biçimi, bilişsel esneklikten yoksunluk sıklıkla bu kişilerde görülmektedir.

Ortoreksiya, pek çok uzman tarafından halen tartışılan, tam olarak uzlaşmanın sağlanamadığı, giderek daha fazla ilgi çeken bir olgudur.

Ortoreksiya Nervoza Tedavi Yöntemleri

Ortoreksiyadan muzdarip bir kişinin tedavisinde, öncelik kişinin yeme davranışı ile ilgili bir problemi olduğunu farketmesidir. Bireyin, tüketilen gıda kalitesinin kendi sağlığını belirleyen tek faktör olmadığını anlaması ve bir obsesyona düşmeden yemeyi öğrenmesi sağlanmalıdır. Ortoreksiya nervoza tedavisinde hekim, psikoterapist ve diyetisyen dahil olmak üzere, multidisipliner yaklaşımla bir ekip çalışması önemlidir. Hastaların yakın çevresi ile çalışmak ve beslenme eğitimini teşvik etmek, problem çözümünün sağlanması için gerekli olan önemli bileşenlerdir.

Bu bağlamda, BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi)’nin etkili olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Kişiye özgü bir tedavi planının oluşturulması gerekmektedir. Kişiler işlevselliğinin bozulduğunu düşündüklerinde ve bu durumla baş edemediklerinde bir uzmandan yardım almalıdırlar. Ancak konunun çok daha yeni olması ve kısıtlı literatür bilgisi bulunması sebebiyle özellikle bu alanda çalışan kişilerin uzmanlıkları da değerlendirilmelidir.

Detaylı Bilgi İçin: http://acikerisim.fsm.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11352/3115/Alt%c4%b1nok.pdf?sequence=1&isAllowed=y

error: Content is protected !!