Yeme Bozuklukları Nelerdir ?
Doğumdan itibaren bireyin yeme davranışının oluşum ve gelişiminde ödül mekanizması, homeostatik sistemler, duyusal, motor sistem gelişimi, bireyin içinde yetiştiği çevre ve kültür, ebeveyn tutumları gibi pek çok faktör etkilidir. Yeme davranışı yaşam için yadsınamaz bir gereklilikken kimi zaman obsesyonlarla birlikte bir psikiyatrik bozukluk haline dönüşebilmekte ya da normal yeme davranışlarında sapmalar meydana gelebilmektedir. (Erbay ve Seçkin, 2016).
Araştırma sonuçlarına göre, yeme bozukluğunun yaşam boyu görülme sıklığı %1-5 aralığındadır (Okumuş ve Deveci, 2019). 20 yaşına kadar olan bireylerde yeme bozukluklarının yaşam boyu yaygınlık oranlarına bakıldığında, bu oran anoreksiya nervoza için % 0.8, bulimiya nervoza için % 2.6, tıkınırcasına yeme bozukluğu için % 3.0 olarak bulunmuştur. Başlangıç yaşları ise, anoreksiya nervoza 19-20, bulimiya nervoza 16-20 ve tıkınırcasına yeme bozukluğu için 19-20’dir. Ayrıca, bu yeme bozuklukları olan kişiler tipik olarak daha fazla işlevsel bozukluk, sıkıntı, psikiyatrik tedavi geçmişi ve sağlıksız beden kitle indeksi göstermektedirler. Yeme bozukluklarının kendi içinde geçiş gösterdiği bilinmekte, en fazla geçişin ise tıkınırcasına yeme bozukluğundan bulimiya nervozaya (%23) olduğu görülmektedir (Stice, Marti ve Rohde, 2012). Ancak bu durum, her yeme bozukluğunun kesin olarak bir diğerine geçişle sonlanacağını göstermemektedir.

Son yıllarda yapılan çalışmalar yeme bozuklukları ve beyin arasındaki ilişkiye dikkat çekmektedir. Ancak hormanal değişiklikler, metabolik bozukluklar gibi beyni etkileyen diğer değişkenleri dışlamanın zorluğundan ötürü bu alandaki çalışmalar oldukça kısıtlıdır. Bununla beraber davranışlar ve beyin işlevleri arasındaki ilişkiyi anlamak için beyin görüntüleme tekniklerinin kullanıldığı çalışmalar mevcuttur. Özellikle anoreksiya nervozanın incelendiği çalışma sonuçlarına göre, anoreksiya nervoza sonrası kısmen kalıcı bir şekilde bireylerin beyin yapılarında (frontal, parietal singulat, temporal korteksler) değişiklikler görülmüştür. Bu değişiklikler, beynin gri ve beyaz cevher hacminin azalışı ve beyin omurilik sıvısının artışı ile de kendini göstermektedir. Ayrıca, hastalar besin uyaranıyla karşılaştıklarında beyindeki kan akımı hızlarında artış olduğu gözlenmiştir. Bu sonuçlar bulimiya nervoza ve tıkınırcasına yeme bozukluğu çalışmalarıyla benzerlik göstermekle beraber daha kısıtlıdır (Güney, Kuruoğlu, 2007).
Yeme bozuklukları pek çok değişken açısından incelenmektedir. Bağlanma kuramı temelinde yeme bozukluklarının incelendiği çalışmalara bakıldığında, güvensiz bağlanma gerçekleştiren bireylerde yeme bozukluğu görülme oranının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (Alantar ve Maner, 2008).
Yeme bozukluklarının her biri için farklı tedavi yöntemleri önerilmekte ve bu yöntemlerin geçerlilikleri araştırılmaktadır. Anoreksiya nervoza, bulimiya nervoza, tıkınırcasına yeme bozukluğu ve diğer bozukluklar için uygulanan tedavi yöntemleri konu başlıkları altında ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Tüm bu değerlendirmeler göstermektedir ki, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) yeme bozukluklarında en çok kullanılan tedavi yöntemidir (Okumuş ve Deveci, 2019). Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)’ nin klasik yaklaşımına ek olarak, son zamanlarda duygu regülasyonu da yeme bozukluklarının tedavisinde modele eklenmektedir. Etkinlikleri tam olarak bilinmemekle birlikte, özellikle üçüncü dalga terapi yöntemleri yeme bozukluklarının tedavisinde destekleyici yöntemler olarak modele dahil edilmektedir. Bu bağlamda yapılan çalışmaların sistematik bir şekilde incelendiği bir meta analiz çalışması sonucuna göre; üçüncü dalga terapi yöntemlerinden Diyalektik Davranış Terapisi, Şema Terapi, Kabul ve Kararlılık Terapisi, Farkındalık Temelli Terapi, Özşefkatli Farkındalık Terapisinin eklendiği çalışmalarda tedavi öncesi ve sonrası değerlendirme sonuçları arasında farklılıklar bulunmuştur.
Anoreksiya nervoza için Bilişsel Davranışçı Terapiye alternatif bir tedavi Kişiler Arası Psikoterapi yöntemidir (Linardon, Fairburn, Fitzsimmons-Craftc, Wilfley ve Brennan, 2017). Ek olarak, gün geçtikçe grup psikoterapilerinin de yeme bozukluklarının tedavisinde etkili olduğuna yönelik çalışmalara yer verilmektedir. Temel alınan yaklaşımla birlikte tedavi sürecinde kullanılan terapi yöntemi de etkililik açısından büyük önem taşımaktadır. Kendini izleme, maruz bırakma, kişilerarası problemlerin çözümüne yönelik teknikler, yiyecek, davranış, kilo takibi gibi teknikler de oldukça etkili görülmektedir (Okumuş ve Deveci, 2019).
Bu çalışma kapsamında DSM-5’de yer alan bozukluklardan anoreksiya nervoza, bulimiya nervoza ve tıkınırcasına yeme bozukluğu tanı kriterlerine yer verilmiştir.
Anoreksiya Nervoza
Beden algısında belirgin bir bozulma olan anoreksiya nervoza hastalarının kilo almaktan ciddi düzeyde korktukları bilinmektedir. Bireyler bu korkuyla besin miktarını azaltma, kilo kaybı sağlamak için laksatif, diüretik (bağırsak hareketlerini hızlandırıcı, idrar söktürücü) maddeler kullanma, aşırı egzersiz yapma davranışları sergilemektedirler. Bununla beraber sık sık tartılma, kalori hesabı yapma, tabağına az miktarda yiyecek alma gibi davranışlar da göstermektedirler. Kısa zamanda ciddi kilo kaybeden bireylerde bedensel farklılıklar göze çarpmaktadır. Genellikle saçlarda ve dişlerde dökülme, saçlarda kuruluk, bedende kıllanma, vücut ısısında belirgin bir düşüş gözlenmektedir. Anoreksiya nervoza hastalarında oldukça yaygın olan bir tutum da, içinde bulundukları durumun farkına varamamaları, kabullenmemeleri, farkına varıp kabullenseler bile kilo almaktan korktuklarından bu durumu değiştirmek istemeyip tedaviye direnç göstermeleridir. Bu durum kimi zaman ölümle sonuçlanabilecek bir süreci de beraberinde getirmektedir (Erbay ve Seçkin, 2016).
Anoreksiya nervoza DSM-5 tanı sistemine göre iki tip olarak ayrılmaktadır. Birinci tip Anoreksiya Nervoza “Kısıtlayıcı Tip”tir. Kısıtlayıcı Tip, üç aylık bir süredir yeme çıkarma atağı olmaksızın, kısıtlı yeme, hiç yememe ya da aşırı spor yapma gibi davranışlarla karakterizedir. Bu tipte neredeyse hiç yememe, aşırı spor yapmayla kilo kaybetme görülmektedir.
İkinci tip Anoreksiya Nervoza ise “Tıkınırcasına Yeme-Çıkarma Tip”tir. Bu tipte birinci tipin aksine, üç aylık bir süredir yineleyen tıkınırcasına yeme-çıkarma atakları olmaktadır.
Anoreksiya Nervoza için DSM-5 Tanı ölçütleri de aşağıdaki gibidir:
A. Bireyin gereksinimleri doğrultusunda ihtiyacı olan enerjiyi almamasına bağlı, yaş, cinsiyet ve gelişimsel açıdan beden ağırlığının en düşük seviyede olma.
B. Kilo almaktan aşırı derecede korkma ve düşük kiloda olmasına karşın kilo almayı engelleyici davranışlarda bulunma.
C. Bireyin beden algısında bozulma, beden ağırlığı ve biçimine aşırı anlam yükleme.
İşlevsizliğin derecesi ve tedavi planının belirlenmesinde kullanılan bir ölçüt de bireyin beden ağırlığının en düşük düzeyinin tespit edilmesidir. Bu bağlamda DSM-5’te bozukluğun derecesini belirlemek üzere Beden Kitle İndeksi Değerleri verilmiştir. Buna göre, değerlendirmede kullanılan ölçütler şu şekildedir:
- Ağır olmayan: BKİ ≥ 17 Kg/ m2
- Orta derecede: BKİ 16- 16.99 Kg/ m2
- Ağır: BKİ 15- 15.99 Kg/ m2
- Aşırı derecede: BKİ < 15 Kg/ m2 (APA, 2013).
Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) başta olmak üzere (Okumuş ve Deveci, 2019), aile terapisi (özellikle genç grupta), kişilerarası psikoterapi (Linardon, Fairburn, Fitzsimmons-Craftc, Wilfley ve Brennan, 2017) ve odaksal psikodinamik terapi anoreksiya nervoza tedavisinde kullanılmaktadır (Todd, 2017).
Grup psikoterapileri anoreksiya nervoza tedavisinde diğer yeme bozukluklarına göre daha az kullanılmaktadır. Katılımcıların kişilik yapılanmalarının grup terapistlerini zorlaması, bireylerin kilo verme konusunda birbirleriyle yarışır hale gelmeleri gibi noktalar anoreksiya nervoza hastaları için grup terapisinin kullanılmasını zorlaştırmaktadır. Bununla birlikte, varoluşsal ekolün grup terapisinde kullanıldığı ve tedaviye katkı sağladığı da görülmüştür (Okumuş ve Deveci, 2019).
Bulimiya Nervoza
Bulimiya nervoza, son üç aydır devam eden, haftada en az bir kez ortaya çıkan, durdurulamayan, tekrarlayıcı yeme atakları ve ardından işlevsiz çıkarma yöntemlerinin kullanıldığı bir yeme bozukluğu türüdür. Bu çıkarma yöntemleri laksatif, diüretik kullanımı, aşırı spor yapma ya da kusma davranışlarından biri ya da daha fazlasını içinde barındırır.
Bulimiya Nervoza için DSM-5 Tanı ölçütleri aşağıdaki gibidir:
A. Aşağıdaki iki durumun olmasıyla karakterize tekrarlayıcı yeme ataklarının olması.
1. Benzeyen koşullar ve benzeyen sürede, çoğunlukla kişilerin normalde yiyebileceğinden çok daha fazla yiyeceği belirli bir zaman diliminde (örneğin herhangi iki saatlik sürede) yemesi.
2. Bu atak esnasında, yemek yemeyle ilgili kontrolün olmadığı düşüncesinin bulunması.
B. Kilo almaktan korunmak için laksatif, diüretik ilaçların kullanımı, kusma, aşırı egzersiz yapma, hiç yememe gibi dengeleyici sağlıksız davranışlarda bulunma.
C. Yeme atakları ve dengeleyici sağlıksız davranışların ikisinin de haftada en az bir kez, üç ay süreyle ortaya çıkması.
D. Kendini beden algısı üzerinden değerlendirme.
E. Bozukluğun anoreksiya nervoza atakları esnasında ortaya çıkmıyor olması (APA, 2013).
Bozukluğun derecesini objektif olarak belirlemek amacıyla, anoreksiya nervozada olduğu gibi bulimiya nervoza için de, DSM-5 kriterleri bulunmaktadır:
- Ağır olmayan: Haftada ortalama 1-3 kez uygunsuz dengeleyici davranış (laksatif, diüretik ilaçların kullanımı, kusma, aşırı egzersiz yapma, hiç yememe gibi) olması.
- Orta derecede: Haftada ortalama 4-7 kez uygunsuz dengeleyici davranış (laksatif, diüretik ilaçların kullanımı, kusma, aşırı egzersiz yapma, hiç yememe gibi) olması.
- Ağır: Haftada ortalama 8-13 kez uygunsuz dengeleyici davranış (laksatif, diüretik ilaçların kullanımı, kusma, aşırı egzersiz yapma, hiç yememe gibi) olması.
- Aşırı derecede: Haftada ortalama 14 ya da daha fazla kez uygunsuz dengeleyici davranış (laksatif, diüretik ilaçların kullanımı, kusma, aşırı egzersiz yapma, hiç yememe gibi) olması (APA, 2013).
Anoreksiya nervoza için kullanılan terapi yöntemlerinin bulimiya nervoza tedavisinde de kullanıldığı bilinmektedir. Ayrıca grup psikoterapinin bireysel psikoterapiden daha etkili olduğuna dair çalışmalar da mevcuttur. Bireysel psikoterapide bireyin yaşadığı zorlukların iyi formüle edilebilmesi ve sürecin kişiye uyarlanabilmesi oldukça önemlidir. Grup psikoterapisinin zaman ve maliyet açısından avantaj sağlaması ve aynı durumda olan kişilerle yapılan paylaşımların kişilerde utanç duygusunu azaltması da grup tterapisini etkili kılmaktadır (Morrison, 2001; Polnay, James, Hodges, Murray, Munro ve Lawrie, 2014).
Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu
Tıkınırcasına yeme bozukluğu, gıda alımını reddetme davranışının olmamasıyla anoreksiya nervozadan, alınan kaloriyi yakma, telafi etme ve gıdayı çıkarma davranışının olmamasıyla bulimiya nervozadan ayrılan bir yeme bozukluğu türüdür. Tıkınırcasına yeme bozukluğuna sahip olan birey, bir defada normalde tüketebileceğinin çok daha üstünde, kendini durduramadığını düşünerek aşırı yeme davranışı gösterir. Bu aşırı yeme davranışı kişide bedenen rahatsızlık oluşturmakla birlikte suçluluk duygusunu getirmektedir (Turan, Poyraz ve Özdemir, 2015).
1993 yılında, ilk olarak Spitzer ve arkadaşları tarafından tıkınırcasına yeme bozukluğuna yönelik bir tanılama kriteri oluşturulmuştur. Spitzer ve arkadaşlarına göre, tıkınırcasına yeme bozukluğu 5 kriterle ilişkilidir.
Bunlar:
1) Bireyin iş ve sosyal hayatındaki işlevselliğinin bozulması,
2) Beden şekli ve kilo ile aşırı uğraş,
3) Genel psikopatolojinin bulunması,
4) Yetişkinlerde diyet/ beslenme üzerine aşırı zaman harcama,
5) Depresyon, alkol/ uyuşturucu kullanımı veya geçmiş duygusal problemlerin tedavisi öyküsüdür.
Spitzer ve arkadaşlarının yaptıkları bu sınıflandırmadan sonra, 1994 yılında DSM-4’ün 4. baskısında “Başka Türlü Adlandırılamayan Yeme Bozuklukları” başlığı altında sınıflandırılan Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu, 2013 yılında ise DSM-5’te “Beslenme ve Yeme Bozuklukları” başlığı altında sınıflandırılmıştır.
Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu için DSM-5 tanı ölçütleri şu şekildedir:
A. Tekrarlayıcı şekilde görülen tıkınırcasına yeme atakları. Bu tıkınırcasına yeme atakları sırasında aşağıdakilerden ikisi de bulunur:
1. Benzeyen koşullar ve benzeyen sürede, çoğunlukla kişinin normalde yiyebileceğinden çok daha fazla yiyeceği belirli bir zaman diliminde (örneğin herhangi iki saatlik sürede) yemesi.
2. Bu atak esnasında, yemek yemeyle ilgili kontrolün olmadığı düşüncesinin bulunması.
B. Yeme ataklarında aşağıdakilerden üçü (ya da daha fazlası) bulunur:
1. Alışılanın çok üstünde bir hızla yeme.
2. Rahatsızlık verici seviyede tokluk hissedene kadar yeme.
3. Açlık hissi olmaksızın aşırı miktarlarda yeme.
4. Çok fazla yediğinden utandığı için yalnızken yeme.
5. Atak sonrasında suçluluk hissetme, kendinden tiksinme ya da çökkünlük hissi duyma.
C. Tıkınırcasına yeme ile ilgili olarak belirgin bir şekilde rahatsızlık hissedilmesi.
D. Tıkınırcasına yeme ataklarının ortalama olarak üç ay içinde, en az haftada bir kez görülmesi.
E. Tıkınırcasına yeme ile birlikte, bulimiya nervozadaki gibi yineleyici uygunsuz telafi edici davranışlar görülmemekte, tıkınırcasına yeme bulimiya nervoza ve anoreksiya nervozanın dışında da ortaya çıkmaktadır.
Anoreksiya nervoza ve bulimiya nervozada olduğu gibi tıkınırcasına yeme bozukluğunun şiddetini belirlemek amacıyla da DSM-5’te kriterler belirlenmiştir:
- Ağır olmayan: Haftada ortalama 1-3 kez tıkınırcasına yeme atağının bulunması.
- Orta derecede: Haftada ortalama 4-7 kez tıkınırcasına yeme atağının bulunması.
- Ağır: Haftada ortalama 8-13 kez tıkınırcasına yeme atağının bulunması.
- Aşırı derecede: Haftada ortalama 14 ya da daha fazla kez tıkınırcasına yeme atağının bulunması (APA, 2013).
Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu yetişkinlerde en sık görülen yeme bozukluğudur. Ayrıca çalışmalar göstermektedir ki, tıkınırcasına yeme bozukluğu olan bireyler yemek yemeyen ya da düzensiz beslenen bireylere göre daha fazla psikopatoloji bildirmektedirler. Tıkınırcasına yeme bozukluğu obez bireyler düşünülerek ortaya atılmış ve geliştirilmiş olsa da obezite bir kriter ya da şart değildir. Ancak, kilo kaybetmek için çözüm arayan bireyler arasında oldukça sık (%1,3- %30,1 arasında) görülmektedir. Bununla birlikte, tıkınırcasına yeme bozukluğu, bulimiya nervoza ve obezite üzerinde yapılan çalışma sonuçları, tıkınırcasına yeme bozukluğu ve bulimiya nervozanın birbirine daha çok benzer patoloji düzeyleri olduğunu göstermektedir (Dingemans, Bruna ve Van Furth, 2002).
Tıkınırcasına yeme bozukluğu tedavisinde, genel yeme bozukluklarının tedavisinde olduğu gibi pek çok ortak tedavi biçimi uygulanmaktadır. Yeme davranışı ve beden algısı ile ilgili sorunların çözülerek öz yeterliliğin artırıldığı grupla Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)’nin etkili olduğu görülmüştür (Wolff ve Clark, 2001). Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ilk olarak danışan ve terapist arasında işbirliğinin kurulmasını hedefler. Sonrasında ise tıkınırcasına yeme bozukluğu için Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) tedavi planı genel olarak üç evrede planlanmaktadır. Psikoeğitim ve davranışçı tekniklerin ele alındığı ilk evrede, öğünlerin düzenlenmesi, sağlıksız yeme davranışlarının ortadan kaldırılması, sağlıklı yeme davranışlarının öğrenimi ve yerleştirilmesi hedeflenir. Bilişsel tekniklerin kullanıldığı ikinci evrede ise, yemek, kilo, beden ile ilişkili danışanın otomatik düşüncelerini tespit etmesi, ara ve temel inançlarına ulaşması, bilişsel çarpıtmalarının farkına vararak daha gerçekçi ve işlevsel düşünce alternatifleri oluşturması hedeflenmektedir. Tedavinin tamamlandığı son evrede ise, nüksetmeyi önlemeye yönelik çalışmalar yapılmaktadır. (Turan, Poyraz ve Özdemir, 2015).
TEDAVİ
Tıkınırcasına yeme bozukluğunda, Kişilerarası Psikoterapi, Diyalektik Davranış Terapisi, Davranışsal Kilo Kaybı gibi pek çok terapi yöntemi üzerine çalışmalar yapılmaktadır. Araştırmalar özellikle ağır düzeyde tıkınırcasına yeme bozukluğu olanlarda Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve Kişilerarası Psikoterapinin etkililiğini ortaya koymuştur. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) temelli Kendi Kendine Yardım Terapileri de ek bir patoloji olmadığı durumlarda etkinlik göstermiştir. Ancak uzun vadede etkililiğini görmek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır (Iacovino, Gredysa, Altman ve Wilfley, 2012). Ek olarak, kilo kaybetmeyi hedefleyen hastalarda ilk amaç, tıkınırcasına yemenin kesilmesinin sağlanarak normal yeme davranışını kazandırmaktır. Bireyler ancak aşırı yemeyi bıraktıklarında kilo kaybı tedavisine başlayabilmek mümkündür (Dingemans, Bruna ve van Furth, 2002).
Diğer yazılarım için burayı tıklayın.
Bana WhatsApp üzerinden ulaşmak için tıklayın.
Detaylı Bilgi İçin: http://acikerisim.fsm.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11352/3115/Alt%c4%b1nok.pdf?sequence=1&isAllowed=y